Yazılar posta kutuna gelsin mi?

9 Ekim 2012 Salı

Sayıyorum! 1-2-3!

Geçenlerde Arca’yı okuldan almaya giderken Özge aradı. Konu genel olarak ana-baba eğitim kitaplarıydı. Dünya kadar kitap vardı ve haliyle kafası iyice karışmıştı. Ne zaman ve nasıl yaptırım uygulamalı? Hangisi cezaya girer hangi şekilde davranırsak vermek istediğimiz mesajı alır? Nasıl etkin bir şekilde çocuk dinlenir, nasıl ağzından laf alınır?

Bir arkadaşım bana akıl danışıyor, fırsatı kaçırır mıyım! Arabayı çektim kenara, Allah ne verdiyse anlatıyorum. İletişimde devrim! Telefonda “ana-baba eğitim kitaplarını anlama ve özümseme” konulu seminer!

Hmmm buraya kadar güzel… Kapattık telefonu, ben park ettim, okula girdim. Üzerimde hala az önce girmiş olduğum rolün izlerini taşıyorum: okumuş, bilmiş, hatta çokbilmiş ukelaana.

Öğretmeniyle selamlaştık, çantası ve faaliyetleri (kağıttan kocaman bir maymun) elimde, cüce önümde indik bahçeye.

Normalde Arca’yı okuldan İlker alır.

Bizim Arca bütün gün okula koşup oynayan kendisi değilmiş gibi okula veda etme saatinde bahçede oynamak ister. Üç beş dakika değil, çeyrek saatlere dönüşen bir rutin halini almıştır oyun. O anda İlker’i arayanlar Arca’ya “hadi” demekten sıkılmış bitkin bir adam sesi ile karşılaşırlar. Arca “hadi”lere tınlamaz, evdekinin aynısı bir kamyonu arkadaşlarının üzerine sürmek suretiyle babasını delirtmeye devam eder.

Bu durumdan hayli bezmiş İlker’e de çokbilmiş ukelaananın iki çift lafı vardır: “aa aşkım sen de benim gibi yap (ukalaya bak sen!) say ona kadar, baktın ki gelmiyor, kucakla götür, ne diye laf anlatmaya çalışıyorsun?” Muhterem kocam sükunetini korur.

O gün dediğim gibi, Arca’yı okuldan ben aldım. İşin kötü tarafı doktora gideceğiz ve çoktan geç kaldık. Tabii okuldan çıkarken bahçede saatlerce oynama rutinin kölesi Arca'nın “geç kalmak”, “yetişememek” gibi kavramlarla işi olmaz. Elim kolum dolu, Arca kamyonun kasasını kavramış bırak duymayı varlığımı reddediyor. Ama ben hala rolümün etkisindeyim, istifimi bozmuyorum. O kadar kitap okuduk len, sen daha dünkü çocuksun diyorum içimden, özgüvenim tavan!

Üstelik seyircilerim de var. Bayılırım seyirciye! Özellikle Arca sözümü dinlerse, etraftan da “bak kadın nasıl çocuğu yola getirdi” şeklinde laflar da kulağıma çalınırsa, var ya, dadından yenmez! O döt inmez!

Neyse ortam bu işte. Roller dağıtılmış seyirci hazır. İlk denememi yapıyorum: “Arca hemen çıkmamız lazım, hadi annecim, kamyona güle güle de, o seni yarına kadar burada beklesin.” Taş olsa tepki verir, adam yüzüme bakmıyor. Duymadı mı lan yoksa, bir daha söylüyorum. Hasss… Yok klasik yöntem sökmeyecek başka bir şey yapmalı.

Peşinden koşuyorum, hah işte şimdi mıçtık.

İki görüntü çok fenadır :

1. Elinde kaşıkla çocuğunun peşinden koşarak yemek yedirmeye çalışan anne
2. Eli kolu dolu, ayağında topuklu ayakkabıları ve kısa eteği ile geniş alanda oynayan çocuğun peşinden koşan anne.

Koşmayacaksın, çocuğun peşinden koşmayacaksın, tabii eğer yakalamaç oynamıyorsan. Zira sen her ne sebeple çocuğun peşinden koşuyor olursan ol, o üç buçuk yaşında bir velet, anasının peşinden koşmasını oyun olarak algılıyor (daha doğrusu işine öyle geliyor) ve oyuna devam ediyor, sen sadece sinir oluyorsun!

İçgüdüsel koşma hareketimi hemen durdurdum. Henüz karizmayı çizdirmemişken hemen yeni bir çare bulmalıyım. Bu arada iyiden iyiye seyircilerin ilgisi dolayısıyla üzerimdeki baskı artıyor. Var ya, kaç dakika içinde Arca’yı bahçeden çıkaracağıma dair aralarında bahse girmedilerse şerefsizim!

SAY! Say işte salak! Kocana ahkam keserken bıkbıklarken iyiydi.

Sayarım ben, Arca’ya çok pis sayarım. Evde çıkılacak mı, uyarı cümlesi hazır; “ona kadar sayıyorum on dediğimde ayakkabılarını giymiş olmazsan seni bırakır giderim.” ON dedim mi, ayakkabı giyilmiş olur. Hhaha bırakmayacağımı ben de biliyorum ama Arca bilmiyor, zira geçen gün oyuna dalmış ve hazırlanmamış cüce, İlker’le beni etrafta göremeyince “gittiniz miiii” diye sesleniyordu, nasıl bilmiyorum ama inanıyor. Ellerin yıkanması uzun mu sürdü cümle hazır; “beşe kadar sayıyorum, eller durulanmazsa yarına kadar bir daha tek başına el yıkatmam!” BEŞ dedim mi, eller kurulanmıştır. Daha hızlı yapmasını istediğim şeyler için 3! Ama bazen pazarlık yapıyor, on diyorum, yirmi diyor, on beşte anlaşıyoruz. Neyse bu sayma işi her zaman işe yarar! Yeter ki püf noktasını unutma!

Saymanın sonunda ne olacağı hakkında bilgi vereceksin. Bilgiye sahip olacak ki, ona göre ne yapacağına karar verecek. Yani onun seçimi olacak. (sorumluluğu bebemin omzuna yüklemekte üstüme yok!)

Hemen bir özgüven geldi üzerime. Geçtim karşısına “bana bak Arca, üçe kadar sayıyorum, ya gelirsin, ya da ben seni arabaya kucaklayarak götürürüm!” dedim. Bir bana baktı bir elimdekilere, onu kucaklayamayacağımı anladı, elindeki kamyonu geri çevirdi. Ben boşuna “BİRRRR! İKİİİİ!... BAK ARCA ÜÇ DEDİRTMEEEE!!!” diye anırıyordum, o “kucaklayabiliyorsan kucakla hadi” diye içinden gülüyordu bana.

Karizmam yerlerdeydi, çok güvendiğim sayma taktiği de işe yaramayacaksa ne yarayacaktı? Ahkam kesersin ha, ukalalık yaparsın ha, al sana al sana! Bitmiştim, tükenmiştim. Diğer anneler aralarında “ooo yeah!” şeklinde yumruk şov yapıyorlardı eminim! Tek evladım beni tınmıyordu, bir tarafına sallamıyordu. Bu kadar çabuk yıkılacağım aklıma gelmezdi. Derken küllerimden doğdum! “Anneyim lan ben! El kadar bebe mi beni yola getirecek? Relax yeliz, başarabilirsin, çevrenin üzerinde kurmaya çalıştığı baskıya boyun eğme! Zamanın seni soktuğu strese diren, be calm and think yavrım!”

Son derece kendinden emin ve sakin bir sesle “annecim sen oyna ben bunları arabaya koyup geliyorum” dedim, o duydu mu bilmem ama diğer anneler duydu eminim! Arabaya gittim, ıvır zıvırları bagaja attım. Hemen geri döndüm. Son uyarımı yapıp tınmazsa kucaklayacağım, plan bu!

Benim cüce hala kamyonuyla akrobasi yapıyor, tam harekete geçtim, artık çocuğunu yaka paça arabaya tıkan kadın yaftası yiyecekmişim umurumda değil! O velet o arabaya binecek! Kanlı ya da kansız dediğim olacak! BAM! düştü. Acı acıyor ama yiğitliğe b.k sürdürmemek için ağlamıyor. Geldi kucağıma “ay annem çok yoruldum, hadi gidelim” dedi. Hadi be! abicim ne güzel hazırlamıştım kendimi, kucaklayıp götürecektim.

İstifimi bozmadım, tüm olay benim kontrolümdeymiş gibi tuttum elinden bebemi, “aa oyunun bitti mi hadi gidelim yavrum” dedim, üzerime artık iki beden bol gelen “çokbilmiş ukelaana” rolüyle…

5 yorum:

  1. Allah iyiliğini versin :)
    Her seferinde rezil oluyorum kah kah gülerken işyerinin orta yerinde.

    YanıtlayınSil
  2. Süper.. Biz de her akşam aynı rutini yaşamamak için okulun kapanışına doğru gidiyoruz almaya.. Zira ben o kucaktaki ya da arabaya binememe esnasında çığlık çığlığa gerinen, ayağı bacağı kolu başka taraflardaki Nazlıya da seyircilerine de hiiiç tahammül edemiyorum. Bu sayma işi bizim evde de çok geçerli ama dışarıda cesaret ister..

    YanıtlayınSil
  3. Benim Arda'yı bırakmışlığım var okulda..Öyle bir inada bindi ki iş ve öyle bir yıldım ki çıktık gittim, haa hiç korkmadı ve oralı olmadı çünkü "iyi o zaman baban alsın seni, ben gidiyorum" demiş bulunmuştum can havliyle..

    imza: looser ana.

    YanıtlayınSil
  4. şu seyircilerin gerçekten psikolojik baskı oluşturduğunu düşünüyorum. çocuk üzerinde de tam tersi bir gevşeme-şımarma durumu yaratıyorlar. bu tarafa bakmayın, başka şeyle ilgilenin, anne-çocuk arasına girmeyin dimi ya!

    YanıtlayınSil
  5. YiNe muthis bir yazi. Okudukca puaaaahhhh diye gulme seslerim giderek artti:)) oyle guzel anlatmissin ki yeliz resmen film seyreder gibi gozumun onunde gordum butun olay anini :))

    YanıtlayınSil