Yazılar posta kutuna gelsin mi?

1 Ekim 2012 Pazartesi

Arca'nın sanata dönüş öyküsü

Bakırköy’de yaşarken boş bir odamız vardı, bir de ailelerimizden kalma bir “oturma odası” kültürümüz. Biz de kendimize o boş odayı oturma odası yaptık. O yıllar “L” koltuklar pek modaydı, piyasadakileri beğenmedik de kendi tasarımımızı çizdik. Dedemden kalan Yağcıbedir halımıza uysun diye de kırmızı! Hey gidi kırmızı koltuk!! Bugün hala on senelik krem rengi salon takımımızı kullanabiliyorsak sayesindedir!


Neyse İzmir’e geldik, yatılı misafirimiz kalmadı. Bunun yanı sıra oturma odasına sığamayacak kadar çok yemekli, oturmalı, coşmalı misafirimiz olmaya başladı. Eh bizim öyle ayrı odalarda ayrı kanalları izleyelim gibi bir adetimiz de yok… Kaldı mı kırmızı koltuk boynu bükük! Artık tüm hayatımız salonda geçiyordu. Arca ayaklandığında kurcalayacak yerleri sınırlamak adına o odaya yönlendirdik kendisini bir de oyuncak rafı hazırladık, ne de olsa kendi odası küçüktü. Derken Arca büyüdükçe bir genişleme politikası izlemeye başladı. Kendi odasına sığmadı, bizim kırmızı koltuklu oturma odasını kendisine oyun odası tayin etti. Kırmızı koltuğumuz da kahve-mavi yeni döşemesi ile yazlığa sepetlenince cüce yayıldıkça yayıldı oturma odasına.

Sonunda onu yine bir odaya tıkma düşüncesiyle yatak odasını bu oturma odasına taşımaya karar verdik. Böylece mevcut yatak odası bizim hobi, sinema, çalışma odamız olacak kendimize yer açılacaktı. Hayır olmadı. Arca bu yaz itibariyle yatak odasını oyun odasına taşısak bile bizim hobi odamıza musallat olacağının sinyallerini verdi. Düşündük taşındık, yerleşimi bu haliyle bırakmaya karar verdik.

Bomboş kocaman yayılmacalı bir oyun odası oldu cücenin. Biraz düzenlemek gerekliydi tabii ki. Özellikle faaliyet köşesi pek sınırlıydı. Komodinlerin birini buraya taşıdık. Oyuncak raflarını tekrardan düzenledik. Halıları epeyce çekerek arabaları için yol açtık.

Ya ben ne anlatacaktım? Yaşlanıyorum, çenem dursa elim durmuyor.

Bebemin bir yatak odası, hangar gibi bir oyun odası, evin her dip köşesine sızmış oyuncakları vardı ama ezikti!

Ezikti, “bebek gibi” karalamalar yaptığını söyleyip duruyordu. Üzgündü, çünkü daire çizmek çok zor bir şeydi. Resim derslerinde döktüren arkadaşlarının yanında özgüveni sıfırın altına inmişti. Katiyen resim çizmek istemiyordu. Boyalara, resim kağıtlarına küsmüş, kendini kapatmıştı. Açılmalıydı yine karalama yaparkenki o heyecana geri dönmeliydi.

Anası olaya el koydu! Muhterem kocasının (ve arkadaşı Özge’nin) “yer işgali” uyarısını bile dinlemeyerek (ki yerden bol bir şey yok zaten) gitti, IKEA’nın yazı tahtasını aldı! Maksat bebesi resme ilgi göstersin, maksat sanat yaşamına geri dönsün!

Bebesi sallamadı önceleri. Hatta guvaş boyaları bir güzel resim defterinin üzerine döktü. Asker yeşilini tonunu yakaladığında keyif kahkahaları attı (anası “aman oğlum türbe yeşili elde edelim “ dedi, beyazı boca etti ama nafile!) Tahtanın kağıdı da kesmedi, bu ne be! dedi (yeniliklere kapalı bir bebe kendisi)

Derken anası son kozunu oynadı. İçeriden tebeşirleri getirdi. Tahtanın kara tahta tarafını çevirdi, birkaç karalama yaptı. Bebesi ilk kez gördüğü tebeşirin büyüsüne kapılıverdi bir anda. Daire çizemiyormuş, bebek gibi resim yapıyormuş, umurunda bile değildi, dakikalarca karaladı tahtayı, sildi, tekrar karaladı. Yüzü gözü tebeşir tozundan görünmeyesiye kadar sanatını icra etti.

Karalamalardan küçük kolları dermansız kalıncaya kadar karaladı. Sonra birden yuvarlaklar çizmeye başladı. Elipsten hallice bir yuvarlağı anasına gösterip; “anne bak arabaya benzedi” dedi!

Annesi sevinç gözyaşlarını saklamaya çalışarak oyuna dahil oldu: “Peki arabanın başka neleri olur?”

“Lastikleri!” dedi, iki yuvarlak daha… “Başka?” “Direksiyonu!” Bir yuvarlak da ön tarafa. “Başka? başka?” “Koltukları!” O ters “L” biçimli şeyler…

Anası dayanamadı, salondan muhterem kocasını çağırdı “kooşşş İlker!! bizim oğlan sanata ve hayata döndü” diyerekten! Babası iyice gaza geldi. “Lastiklerin nesi olur Arca?” “JANT!” ve Arca lastiklerin içine birer daire daha çizdi. Anten, egzoz, far, lamba, plaka derken…. Arca resmi bitirdi. Muhterem kocası ile kucaklaşan anası hemen bu anı ölümsüzleştirdi!

Etraf pislik içindeydi ve tebeşir tozu solumaktan soluksuz kalınmıştı ama olsun, Arca yeniden sahalara dönmüştü üstelik – tabii ki araba konulu - küçük çapta bir şaheserle!

5 yorum:

  1. yeliz gercekten alemsiniz siz ailece :)

    YanıtlayınSil
  2. mekkuin haltetmiş sizin arabanın yanında.

    YanıtlayınSil
  3. bayılıyorum arcaya maşallaah :)

    YanıtlayınSil
  4. Bildiğin araba cizmiş , helal olsun Arcaya

    YanıtlayınSil
  5. Cucede yetenek varmis da cizecek alani yokmus meger

    YanıtlayınSil