Yazılar posta kutuna gelsin mi?

21 Şubat 2021 Pazar

Happy hour for Yeliz

 Bugün pazar...

Televizyonda maç saati = Yeliz'e Happy Hour! 

Instagramda takip ettiğim İrem'den öğrendiğim nefis bir içecek bu keyifli blog yazısına eşlik ediyor bugün: Cin, buz, greyfurt. Ben cini annemin çocukluğumdaki cin tonik ve de lime (ya da limon) üçlüsünden tanırım, hiç de içmem aslında. Ama bu tarif çok lezzetli, üstelik bahar taklidi yapan hafta sonuna da çok yakıştı.

Hava bahar kıvamında ve tadında... 17C burası için yaz bile sayılır ama biz abartmayalım ve bahar diyelim. Mavi  gökyüzü.. Evet buralıların en sevdiği hava koşulu. Çünkü güneşi görüyoruz.

Güneş kıymetlimisss...

Geçen yılın soğanlarından nergisler bitti, o kadar karın donun soğuğun üzerine bu gelişme ziyadesiyle şaşırtıcıydı. Gün geçmiyor ki hayat karşımıza tatlı bir mutlu olma anı çıkarmasın... Tabii fark edebilene... 


Bu sabah menemeni Türk biberi olmadığı için o kocaman dolmalık biberlerden yaptım, gurme can Arca farkı fark etti, ama üstelemedi, yine de gömdü menemeni. Hava öyle şahaneydi ki, terasta kitap okumak kesmedi, yürüyüşe çıkmak istedim. Arca yüz vermedi, zira İzmir'deki okulundan arkadaşıyla online oyun oynuyorlarmış, muhterem kocam niyetlendi. İkiletmeden hazırlandım ki ne göreyim, uyuyakalmış. Evin erkeklerinden hayır gelmeyeceğini anladım ve taktım kulaklıkları çıktım evin yakınındaki ormana... Tenha olur diyordum, nerde, güneşi gören kendini atmış dışarı. Bir saat yürüdüm, dönüşte Arca'yı aşağı çağırdım, frizbi oynadık. O kadar uzadı ki, attığı frizbiye yetişmem mümkün değil. Döndük geldik eve...

Brüksel lahanası pişirdim.



Bilmem bahsettim mi? Bu sağlıklı yemek/diyet seferberliğinde ben muhteremi mutfaktan biraz şutladım. Biraz diyorum, çünkü ızgara et, tavuk, balık gibi caiz yemekleri benden iyi yaptığı için tamamen şutlamadım. Ben mutfağa daha çok dahil oluyorum, diyelim.

Yeni projem : Mutfağımızın repertuarına yeni sebzeler dahil etmek. 

Proje çok da yeni sayılmaz aslında, geçmişten günümüze başarı hikayeleri mevcut:P

Mesela bir zerdeçallı fırın karnabahar, efendime söyleyeyim, yenebilecek kapuska, kinoa kısır, akdeniz ve meksika usülü kinoa salatalar, fırında baharatlı havuç bunlardan birkaçı...

Gözümü nicedir Brüksel lahanasına dikmekteydim. Neden? Ayol kaynağındayız bu sebzenin. Ofiste çıkan yemeklerin hemen hepsinin yanında, salata barında bu sebze! Bir de kötü pişiriyorlar, buna rağmen bir de afiyetle yiyorlar, inanmazsın. 

Ben yiyemiyorum. Bir defasında muhterem bir etin yanına bir deneme yaptıydı olmadı... Olmuyor muhterem! senin uzmanlığın et, sen et pişir, sebze denemelerini bana bırak (bak bak üç sebze yorumum beğnildi ya götüm kalktı) ...

Tereyağı ve zeytinyağında sotelediğim Brüksel lahanalarının üzerine dijon hardal ve balı da atıp birkaç dakika daha karamelize edince harbi yenecek bir sebze haline geldi. Dikkat edersen muhteşem oldu demiyorum, yenebilecek... Zaten benim sebzelerimden beklentimiz "yenebilecek" seviyesi. Kafi. 

Neyse gidem de, kocamın pişirdiği antrikotların yanına salata yapam. Hadi eyvallah. 


3 yorum:

  1. Çok tatlı bir yazı :) Brüksel lahanası şahane görünüyor. Öyle bir tadı ve kokusu vardır ki bir şeylerle mutlaka bastırmak gerekir yoksa ben yiyemiyorum :) Menemeni dolmalık biberle denemedim ama gerçekten gurmelik lazım ayırt etmek için bence :)

    YanıtlayınSil
  2. Brüksel lahanasına ben de bir şans vereyim diyerekten hafta sonu cafefernandonun tarifini yaptım. Krema etkisiyle ortaya çıkan tat bana göre de "yenebilecek" seviyedeydi. Başka denemelere devam..

    YanıtlayınSil