Yazılar posta kutuna gelsin mi?

19 Kasım 2012 Pazartesi

Dar zamanlar?

Geçen İstanbul’a gittiğimde bir arkadaşım aldı havaalanından, çocuklardan sohbet ettik. Onun da oğlan Arca kadar. Hatta biz yoldayken aradı, babası onu bugün niye okula bırakmamışmış:)


Mühendisiz ya bir hesap yaptık. Sabah sekiz akşam yedi arasında evde değiliz, onlar da okulda. Laf aramızda onların bu okul olayı benim vicdanımı müthiş rahatlatıyor, zira eskiden epey minikken el kadar bebeyi bakıcıyla evde bırakma sendromunu hemen her çalışan anne gibi yaşadım ben de. Keşke imkan olsaydı da 3 aylıkken değil 3 yaşında iken işe dönebilseydim… neyse…

“Akşam yedide evdesin, yemek filan derken hop uyku vakti...” diye konuşurken fark ettim ki benim derdim hafta içi zamansızlık değil abicim, bence zaman fazla bile! Çünkü lanet olası hafta içi akşamları zamanı değerlendirme özürlüyüm ben!
Hafta sonu kolay bol vakit var ve outdoor activity dedin mi benden yaratıcısı bulunmaz. Fırına ekmek almaya gitmek bile yaklaşık bir saatimizi alabilir ve açık havada yürüyüş yapmaktan daha güzel bir faaliyet olabilemez! Olmadı mutfak, ev işi…

Benim derdim hafta içi akşamları. Zaman dar olmasına dar ama ben ev içi aktivitelerin alayında başarısızım!

Ciddi söylüyorum. Çok evvelden Arca ile koşturmacalı kudurmacalı oyunlar oynardık. Sayısız defa çocuğun kafasını gözünü yardığım için ciddi bir özdenetime soktum kendimi. İlker de bu konuda bana çok destek oldu sağ olsun! Elimde hepi topu bir kudurmaca oyunu vardı o da nihayete erdi.

Bir de bizim Arca ile hiç ortak yönümüz kalmadı.

Ben arabalardan nefret ediyorum. Araba yarışı filan oynamayı sevmiyorum! Evladın kızı erkeği olmaz derlerdi, yalan! Kız çocukla oturur çay partisi yaparsın, evcilik oynarsın ay ne bileyim bebekleri giydirirsin filan. Bam güm araba çarpıştırmak çok banal! Puzzle desen sabrım müsait değil, eviriyor çeviriyor ay içim şişiyor, alıyorum elinden parçaları patır kütür yerleştiriveriyorum sonra zırlıyor. Ay evladım elli kere yaptık takıver işte yerine! Legoya da çok pis müdahale edesim var, dolayısıyla o da Arca’nın tek başına yaptığı aktivitelerden, illa biriyle yapacaksa babasını tercih ediyor zaten. Resim desen? Ya zaten faaliyetten içi şişmiş çocuğun boya kalemini göresi yok. Demem o ki, ben Arca ile yapacak bir şey bulamıyorum!

Arca ve oyuncak araba kolleksiyonundan küçük bir parça
Oh İlker ne güzel, zaten sabır küpü ver puzzle lego önüne, unut zamanı. Araba desen zaten o da bir oğlan çocuğu… Bir de ben onlara katılmayayım sakatlık çıkarmayayım diye bulmuşlar yolunu, akşam ben eve gelmeden önce kudurmacalı oyun faslı bitmiş oluyor. Bir giriyorum eve, Arca’nın yanaklar kıpkırmızı, kafa leş gibi, terden sırılsıklam. Gözler desen kıkırdamaktan parıl parıl parlıyor. Adam o kadar keyifli ki, uzun bir süre beni görmüyor bile!

Arca ile ilişkimizi gözden geçirmemiz, akşamları hayatımızı renklendirecek yeni heyecanlar bulmamız lazım. Yoksa gün gelecek bana “sorun bende değil sende…” diye girizgâhlı bir cümle kuracak, bir şey dalacağım öz evladıma!

1 yorum:

  1. Ya aynen Yeliz yaaa, arabalardan fenalık geldi, resmen de ilan ettim benimle araba oynama diye. Langırtla hayat kurtardınız. Bir de yut yut hipopam ! aldık, üçümüz oynuyoruz. Nacizane üçlü oyunlar alın derim. Langırt ve bu oyun gelene kadar bizim de yaptığımız, eve girip, ben mutfağa o çizgi film izlemeye. Babası gelince babayla kudurmacaydı. Şimdi babası gelene kadar izlemiyor tv, ben yemeğini ısıtıyorum , yedikten sonra babası yiyene kadar langırt oynuyoruz, sonra üçümüz yut yut hipo, çarşamba hariç tabi :P O akşam baba ile dvd izleme gecesi sızıyor hemen üstelik. Ben sana linkini yollayayım yut yut hiponun...Haa bir de kılıçlarımız var süngerden ama yapın gereği onu tavsiye etmiyorum :P Biz kılıç savaşı yapıyoruz sen yapma derim :P

    YanıtlaSil