Yazılar posta kutuna gelsin mi?

13 Şubat 2020 Perşembe

Önfikirler

Bazı kalıplaşmış önfikirlerimiz var. Bak önyargı demiyorum. Önyargı daha kemikleşmiş bir şey belki kurtulması daha zor. Ben daha ziyade önfikir konusuna odaklanıyorum.

Önfikir, bir şey hakkında kendi kendimize yarattığımız bakış açısı ve bu bakış açısını benimsediğimizde bir başkasına yer açmıyoruz, yani aynı çemberin içinde koşup duruyor ve yol alamıyoruz.

Çok basit bir örnek vereyim.


Maeve Binchy (allah rahmet eylesin) soft kadın öyküleri yazar. Bence hikayelerinde edebiyattan ziyade, beyaz diziden hallice bir anlatımın tadını alırsın. Kolaylıkla tatil kitabı sınıfına sokabilirsin onun kitaplarını. Severim. Dilimizde yayınlanan her kitabnı okudum. Gocunmam da... Ursula K. LeGuin arasına at bir tane, iki ağır felsefe kitabı okudun mu, koy bir Maeve Binchy, aksın... Tatile mi çıkıyorsun, sahilde güneşlenirken elinin altında bulunsun. Boş yok. Ama işte tüm bu açıklamaların altında Binchy'e ait bir önfikir var: Kolay okunan çerezlik...

Nitekim, İngilizcem ablamın önerdiği gibi klasikleri hatmetmeye yetmeyince, ilk tercihim, Binchy'nin evvelden Türkçesini okuduğum yani içeriğine hakim olduğum kitaplarından yana oldu. Neden? Malum, kolay anlarım dedim.

Doğru bir yaklaşımdı, sürükleyici, başını sonunu az çok hatırladığım, içeriğine hakim olduğum bir kitabı ingilizce okumak akıllıcaydı. Sadece... Kitap beni çıkış noktamın çok daha ötesinde bir yere götürdü. Kitaba dair "çerez" önfikrimi bir kenara bırakıp, içine iyice girdiğimde, aslında muhteşem bir kadın kitabı olduğu gerçeğiyle baş başa kaldım.

Halbuki ilk defa kendi dilimde okuduğumda 24 yaşımda, İstanbul'da hemen hemen kimsesiz, yeni evli, işsiz,yalnız, kocasının uzun çalışma saatlerini evde sayan bir kadındım o vakitler... Bugün tam 17 yıl sonra, Belçika'da, kariyer odaklı, uluslararası bir şirkette var olmaya çalışan, evli ve önergengil çocuklu bir kadınım. Bu süreçte hayatımda koca bir İstanbul, koca bir İzmir, birlikte büyüdüğüm kadın arkadaşlarım, büyüttüğüm bir blogum, bir kitap kulübüm, bir kulüp dolusu kız kardeşlerim, ardımda bıraktığım bir kariyerim ve yeniden yalken açtığım bir başka kariyerim oldu. Kadınlara dokundum ve kadınlarım oldu bana dokunan... Başka bir insana dönüştüm hala aynı kadınken...

Yani aynı kitabı, farklı iki dilde, iki farklı kadın okudu. Ve diyebilirim ki.... Tara Road (bizdeki adıyla Yalnız Kadınlar Sokağı) eşsiz bir kadın romanıdır. Romanın baş kahramanı Ria'nın Amerika'ya gidesiye kadar pek sıradan geçer konular. Ne zamanki iki farklı dünyanın kadını yer değiştirir, her ikisi için de her birinin hayatı başka görünür ve bambaşka bir bakış açısı ile ele alınır. Bu önfikirler bir anda sorunların çözümüne de travmaların atlatılmasına da vesile olur.

Geçen Elvan'la konuştuğumuzda dediğim gibi... Edindiğimiz fikirlerimiz var, ama işte o fikirleri biraz farklı açıdan bakma yoluyla değiştirebilirsek yine oyunun içine dahil olabilir, oyunu kuralına göre oynayabilir, hatta oyunu yeniden kurabiliriz.

Yeter ki, olaylara baktığımız açıyı değiştirebilelim.

Vaktiyle hırslı olmaktan, rekabetten utanan, bunun ilkel bir yaklaşım olduğunu düşünen ve dolayısyla çalıştığım sürece her şeyin ayaklarımın dibine, ben istemesem de sunulacağı yanılgısına sahip olan ben, bugün hırslı olmanın zayıflık değil, doğru yönlendirildiğinde mücadelenin silahı olduğuna inanıyorum ve hırslı olduğumun herkes tarafından bilinmesini görülmesini özellikle istiyorum, çünkü istemeden hiçbir şeye sahip olamazsın.

Çünkü önce isteyeceksin.
Ve sonra bakacaksın, önfikirlerin değişebilir mi, yeni bir bakış açısına sahip olabilir misin?

Ne kazanırsın? Motivasyon, yeni bir bakış açısı, zorlukların altından kalkmak için çözüm arayışı.
Ne kaybedersin? Muhtemelen en kötü durumda yerinde sayarsın... Yani hiçbir şey...

Bir dene, sonra yine konuşalım ;)




13 yorum:

  1. Çok düşündürücü, tekrar tekrar okuyacağım bir yazı olmuş.

    Hırs dedin ya yıllardır hırslı bir insan olmadığımı söyler dururum.(Bunu sık sık ifade etmek te birşeye işaret ediyor tabi oraya bir bakacağım.)

    Ama son zamanlarda tek istediğim şey evde olmak. Bilmiyorum nasıl ve neden bu hale geldim. Biliyorsun ki Türkiye için oldukça iyi bir kariyerim var ama gözümde yok. İyi de bir maaşım var. Ama ben bugün idare edebileceğimizi bilsem işten ayrılıp evde olmak istiyorum. Başka bir işte de çalışmak istemiyorum. İstediğim kadar kitap okumak ve istediğim gibi yemek pişirmek istiyorum.

    Tabi ki bunların sonucu olarak iş için hiç motivasyonum yok. Hayata ve yaşamaya karşı motivasyonum tam. Her sabah buraya gelmek ve burada yapmak zorunda olduklarım tam bir işkence :(

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Biraz baktığın yeri değiştirsen mi Ahu? Seni çok iyi anlıyorum çünkü bazen iş seni doldurmuyor. Ya yeni challenge peşinde koşman gerekiyor ya da başka şekilde doldurman. Ben tam da senin gibi düşünürken kitap kulübü çıktı yoluma inanılmaz doldurdu beni ve oradaki kardeşlerim beni başka türlü düşünmeye sevk etti. Öyle işte ne bileyim belki bir ara bu hislerini irdelemeliyiz.

      Sil
    2. Eşimle radikal bir karar aldık. Gökçeada'ya yerleşmeyi planlıyoruz tabi tayinim çıkarsa. Orada çok güzel olacakmış gibi hissediyorum ama tabi yaşayarak göreceğiz.
      İrdelemeye hazırım :)

      Sil
  2. Yazınızı çok sevdim. Hırsla ilgili bakış açımı değiştirdi bile :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok sevindim. Ben de bakış açımı değiştirince acayip rahatlamıştım

      Sil
  3. O kitabı ilk okuduğumda tabi Türkçe, etkilemişti, kadın olarak yaşadıkları. Yüreğimde bir eziklik, kocasına ve deyim yerindeyse duygusal istismar eden herkese bir tepki hissetmiş, çevremde o durumda olan nice kadın görmüş ve korkuncu o kadınlardan biri olma potansiyelimi farketmiştim. Daha yeni evli sayılan ve küçük bir bebeği olan kadın olarak. Neyseki var olan mücadele ve değişim biraz da olsa su serpmişti, içime. Sonraki bir, iki kitabı bu beklentiyle okudum ama aynı etki olmadı.
    Hırsla, istemekle olan satırlar ise sanki bana hitaben yazılmış! Şu son dönemde özellikle kariyer alanında durmak veya isteyerek elde etmek arasında kalmışken...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Duygusal istismar! İşte tam Ria’nın yaşadığı bu! Her kadının içindeki müthiş potansiyeli nasıl da ortaya çıkarıyor, bayılıyorum bu romana:)

      Sil
  4. Yazdıkların kaydet yapınca silindi ya ... Üzerinde epey düşündüğüm bir yazı oldu ben de okuyan.guzel gibi tüm hırsımı kaybettim iş hayatımda karşıma çıkanlar sayesinde. Bir Maeve Bincy okusam mi bana da iyi gelir mi acaba

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kesin gelir! Hırslanmasan da iyi hissettireceği garanti:)

      Sil
  5. Çok tuhaf ben hep hırslı oldum ama bunu olumsuz olarak görmedim, sadece hırsımı başkalarını diskalifiye etmek veya onlara düşman olacak hale getirmemesi için kontrol etmeye çalıştım. Çünkü çevremde benim rakibim olan kişiler hep beni kötülemekle vakit harcadılar. Oysa ben sadece hırsımı kendi hedeflerim için kullamaya çalıştım. Bence herşeyde olduğu gibi bu konuda da denge önemli, başarabildiğimiz kadarıyla. Fakat evet toplum, gelenekler bizi sorgulamadığımız bir çok önfikire sokuyor bazen

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ya işte en güzeli seninki! Ben de bu yolda dengelemeye çalışıyorum artık. Yani agresifliğimi hırslarımı iyiye yönlendirmeye çalışıyorum. Umarım başarırım

      Sil
  6. Yazinizi okuduktan sonra bir tevafuk oldu adini ilk kez duydugum Maeve Binch in o kitabini bilgisayarimda kayitli buldum ve okuyorum....Henuz Amerika'daki ilk gunleri....

    YanıtlayınSil