8 Mart 2020 Pazar

Bu ara...

Çok zamanım yok.

Birazdan fırında pişmekte olan balıklara eşlik edecek salataları yapmak üzere kalkıp mutfağa gideceğim, yani bana ve blogla geçirdiğim sürenin sonuna geldik.

Bir pazar gününün hakkını verdik kanımca. Kitap fuarı vardı, aslında İlker yapı fuarını gezerken biz de Arca ile kitap fuarı gezecektik ama virüs filan yemedi, vazgeçtik. Günün tek ev dışı etkinliği sabah kahvaltıyı yapmadan balık ve sebze pazarına gitmek oldu. Özlemişim. Sebzeler meyveler çeşit çeşit balıklar... Epeydir gitmemiştim. Şanslıymışız ki, çıkmaya yakın yağmur başladı ve bütün gün aralıksız devam etti. Öyle de güzel yağıyor ki şerefsiz! Usul usul ince ince... Yağmuru çok sevdiğimi söylediğim bu memleketin yerlileri garipsiyor beni ama napayım seviyorum işte.



Yeşillenmeye, çiçeklenmeye başladı her yer. Mis gibi bahar. Ne yapalım buranın baharı da böyle, yağmur hep yağmur. Yakındır, benim bostana domates, soğan roka marul ekmeye başlamam.

Yağmurlu bir pazar günü yapılabilecek en keyifli şeyi yaptık muhteremle dün gece bitiremediğimiz Tarantino'nun "Bir zamanlar Hollywood'da"sını izledik. Tarantino'nun ayak fetişinden şiştim. Kirli, çirkin kadın ayaklarını televizyon ekranından burnumuza sokmaktan ne gibi bir zevk alıyor bilmiyorum. Neyse... Brad yaşlanmış ama işte Brad yani... Her türlü gideri var. Leonardo oldum olası beğenmediğim bir çocuktu, oldum olası beğenmeyeceğim bir orta yaşlıya dönüşmüş. Yine de ikisine de hakkını teslim etmek lazım, iyi oyuncular.

Geçen akşam Leonardo'nun Diriliş filmini izlediydik, ertuğrul değil aman diyeyim. Müthişti. O görüntülerin manzaranın muhteşemliği... Oscarı sonuna kadar hak etmiş, Leo aferin.

Ben anladım ki, dizi insanı değilim. Başlıyoruz bir heyecan, çoğunu sonuna kadar izleyecek motivasyonu bulamıyorum ben. Diziye saatlerimi bağlayacağıma başka yapacak bir dolu şey var diyorum, en azından uyuyorum. Ama film öyle değil. İzle, bitir, yorumunu yap, üzerine düşün söyleş... Öyle işte...

Bu arada güzel kitaplara dalıyorum.

Kirpinin Zarafeti. On sene evvel okumuş, beğenmiştim. Yine sevdim. Biraz sanki zorlama gibi geldi bu defa. Bilemedim nasıl tarif etsem... Yazarın derdini gerçeklikten uzak karakterler aracılığıyla göze sokmak suretiyle vermesi usülünü artık pek sevmiyorum diyelim. Tarantino'nun filmindeki zorlama Cliff karakterinde de benzer hissiyatı yakaladım galiba o ara koptum.

Bir başka dalıp gidip okuduğum kitap, büyük umutlarla başladığım, keyif de aldığım Ergenlik Sıkıntılı yıllar. Bilmiyorum, ABD'de yaşamıyorsan biraz Hollywood filmi gibi gelebilir anlatılanlar ya da başa bir deyişle, psikoloji evrensel olmasına rağmen kitap asla evrensel değildi. Cımbızla kendime yakın bölümleri çekmeye çalıştım. Bilmiyorum bizimki sadece bir ön-ergen olduğundandır, belki birkaç sene sonra bir daha fırsat vermek gerekir, bilemiyorum. Bildiğim tek şey, yüksek beklentimi karşılamadı.

Bu ara siz ne izliyorsunuz? Ne okuyorsunuz?

6 yorum:

Seda dedi ki...

bende artık uzun sezonlu dizilerden sıkılıyorum, hap gibi 8-10 bölüm bana yetiyor sanırım. sinner var mesela 3. sezon ama her sezon başka hikaye işleniyor. çernobili çok beğenmiştim yine mini dizi tadında. sevgiler

Adsız dedi ki...

Pazar günleri gittiğin Ückuyular pazarı yazılarını hatırladım Yeliz. Belli tezgahların vardı bilip aldığın ne güzel anlatırdın:) kücük kasabalarda geçen aile dizileri izliyorum nedense bu aralar. Northern rescue, virgin river, rita gibi filan. 1q84 bitirdim en son. Bir de kitap kulubumuzun sectiği Kira Kiralina. Iyi ki kitaplar ve diziler var:)
Pınar

yeliz dedi ki...

Çernobili ben de çok beğenmiştim. Çok uzadı mı takip edemiyorum ben de:)

yeliz dedi ki...

İnanır mısın özlüyorum ve ara ara aklıma düşüyor o pazar. Gerçi buraya gelmeme yakın viyadüğün altına taşıdılardı eski keyfi kalmamıştı ama benim abileri buluyordum yine de. Yazın yolum hatay pazarına düştü, gelmeden evvel barbunya istiflemek için. Akhisarlı domatesçiyle karşılaştık adam hatırladı vallaha ne muhabbet ettik aya üstü. O keyif burada da var aslında, dur bak süper yazı fikri oldu, buradakileri de anlatayım bir ara

Adsız dedi ki...

Zaten artık oraya koca bir avm diktiler çok da ihtiyaç varmış gibi. Yeni yazını merakla bekliyorum o zaman Yeliz:)
Pınar

Adsız dedi ki...

Aaa galiba ruh ikizimi buldum...Yorum yazan Pınar Hanım'la aynı şeyleri düşünmüşüz (Yeliz'in pazar yazıları) ve aynı dizileri seyrediyormuşuz.
İmza: Karantina günlerinde keyifle Yeliz'in yazılarını okuyan Vuslat