Tembel bir pazar öğleden sonrasından bildiriyorum şeklinde bir cümle kurmak isterdim. İsterdim ki, tüm pazar günümü üzerimdeki pijamaları çıkarmadan geçirmiş olayım. Ve aşağıdaki fotoğrafı tasvir ederken de, "artık yaymaktan sıkıldığım dakikalarda aklıma birkaç tepsi kurabiye pişirmek geldi de, şimdi iyi demlenmiş kahvemin yanına aldım, bir fotoğraf çekimlik süreye bile sabredemeyerek bir lokma yemiş bile olabilirim", diye devam etmek isterdim. Dur lan, öyle oldu vallaha. Sadece tembel bir pazar değil.
İnsan, beklentileri somut bir duruma dönüştüğünde mutlu olur demiş miydim? Evet şu an için mutlu bir an diyebilirim. Tüm hafta sonu planladığı her şeyi yapmış insanlara özgü bir tatmin olmuşluk var üzerimde.
30 Ekim 2016 Pazar
28 Ekim 2016 Cuma
Öncelikler yüzünden
Dün sabah.
Muhtereme, evle ilgilenelim biraz, dedim. Baktı. Yani, yorganı çıkaralım, çarşafları değiştirelim, evi temizleyelim diyorum. Yarın yarım gün çalışacağım, temizlik yapayım dedim, mesela, “boş ver hep beraber yaparız” dedi. Canım muhterem… Arca bundan hiç hazzetmedi, siz evi temizleyin ben ipad filan oynarım dedi, yok ya! Banyo ışıklığının oradaki menfez kapağının takılması şart, tozu pisi bıraktım, artık soğuk hava girecek, silikonlamanın tam zamanı dedim, hak verdi, canım muhterem.
Tam evden çıkacağım, gözüm mutfağa kaydı, akşamki on dördüncü evlilik yıldönümü kutlamalarından kalan pizza kutuları hala masanın üzerindeydi. Aynı anda KFC kutusuna burnunu sokup “tüh ya hiç kalmamış” diyen Arca’yı gördük, kahkahamızı zor tuttuk, ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk, mutfak bekar evi mutfağına benziyordu. N’apalım akşam eve vardığımda saat dokuza geliyordu. Fakat artık silkinmenin vakti geldi. Madem şimdilik işteki yoğunluk biraz hafifledi, stres yerini rutine bıraktı o halde biraz hayatımıza odaklanalım.
27 Ekim 2016 Perşembe
Kitap yorumu: Bayan Jean Brodie’nin Baharı
Yeni yetme dönemlerimi
hatırlıyorum. Ortaokul zamanlarını. Okulda gruplaşmalar olurdu. Bir gruba dahil
olmak, ait hissetmek ergenliğin gerekliliğiydi demek ki… Oğlan gruplarında
genelde tek tipleşme hakimdi. Aynı saç modeli, aynı takımın oyuncusu olmak…
Fakat kızlarda, aynı gruba mensup bile olsa, ayrık bir ruh hali hemen göze
batardı. Birbirlerine katiyen benzemeyen ayrık otları. Kadınların doğasından
gelen bir ayrıklık var bence, bireysellik, birbirinden bir şekilde ayrışmak.
24 Ekim 2016 Pazartesi
kısa #17: Eyvallah
En sevdiğim kelime.
Daha doğrusu en sevdiğim kelime olduğunun farkına yeni vardım. Geçen hafta uçaktan önce erken akşam yemeği için İtalyan misafirleri götürdüğümüz Yeşilköy'deki balıkçıda sohbetin koyulaştığı bir vakit, lisanlarımız hakkında konuşuyorduk.
Daha doğrusu en sevdiğim kelime olduğunun farkına yeni vardım. Geçen hafta uçaktan önce erken akşam yemeği için İtalyan misafirleri götürdüğümüz Yeşilköy'deki balıkçıda sohbetin koyulaştığı bir vakit, lisanlarımız hakkında konuşuyorduk.
21 Ekim 2016 Cuma
Mutluluk
Bir süredir zihnimi
kurcalayan cümleyi nerede okuduğumu hatırlamıyorum, kenara not ettiğim
cümlelerin kaynaklarını da yazsam iyi olacak.
Cümle şu:
Bu cümle doğru ise, mutluluğun
formülü çok açık: bir sen bir ben bir de bebek :))
Hayır, değil tabii ki.
19 Ekim 2016 Çarşamba
Kitap yorumu: Hayvanlardan Tanrılara, Sapiens
İkinci
üniversite olayını duymuş muydunuz? Eğer bir fakülte bitirmişseniz, iki yıllık
veya dört yıllık bölümlere, herhangi bir sınava girmeden kaydınızı yaptırabiliyorsunuz,
açık öğretim gibi. Ben bu yıl sosyoloji bölümüne ön kaydımı yaptırdım.
Bölüm seçimimde “Yılmaz
Morgül’ü bir millet neden izler” sorgulamamın etkili olduğunu söylemeden
geçemeyeceğim. Yok lan şaka yapıyorum, bana ne. Bizim millet Kürk Mantolu
Madonna’daki Madonna’yı şarkıcı Madonna diye canlı yayında goygoy yapanları
izliyor, Yılmaz Morgül ekranların gülü be gülü!
17 Ekim 2016 Pazartesi
6 dakika: DEV
Babam, geçenlerde bir yazımı okumuş, ne kadar zamanda yazıyorsun bunları diye sordu. Kendisini yazıdan ziyade sözle iyi ifade edebilen insanlara özgü küçük bir hayranlık vardı sesinde.
Az önce cüzdanımın iç gözlerini kurcalarken birkaç tane "6 dakika" kartı buldum. Galiba yazlığa filan giderken cüzdana atmışım, ne zamandır unutulmuş. Bir kart çektim, DEV sözcüğü çıktı ve 6 dakikada aşağıdaki pasajı yazdım. Şimdi sorsa babama "6 dakikada yazıyorum" diyebilirim:))
Az önce cüzdanımın iç gözlerini kurcalarken birkaç tane "6 dakika" kartı buldum. Galiba yazlığa filan giderken cüzdana atmışım, ne zamandır unutulmuş. Bir kart çektim, DEV sözcüğü çıktı ve 6 dakikada aşağıdaki pasajı yazdım. Şimdi sorsa babama "6 dakikada yazıyorum" diyebilirim:))
13 Ekim 2016 Perşembe
İyi hissettiren küçük şeyler
Geçen gün işten biraz erken çıktım, İlker ve Arca ile buluşacaktık, vaktim vardı ve sokak sokak yürüdüm. Kıbrıs Şehitleri caddesinin arka sokaklarını, Kemeraltı'nın ara sokaklarını, Pasaport'a kadar Kordon'u (o siyah beyaz eski kaldırımlarda) baştan başa yürüdüm. Buluşma zamanına yakın Topçu'nun karşı köşesindeki Starbucks'ta dinlendim. Yanımda defterim vardı, sayfaları karıştırırken Sanatçının Yolu kitabındaki görevlerden birine denk geldim.
Mutluluk veren şeyleri listelemişim. Görev buymuş demek. Ara sıra başka kalem kullanmışım demek ki dönüp dönüp eklemeler yapılmış.
O an içlerinden üçünü yapmış olduğumu fark ettim, yürümek, kahve içmek, yazmak/okumak...
Diğerlerini de yazayım, zira düşünmek ve yazmak ve hatta sonradan o listeyi okumak bile iyi geliyor.
Mutluluk veren şeyleri listelemişim. Görev buymuş demek. Ara sıra başka kalem kullanmışım demek ki dönüp dönüp eklemeler yapılmış.
O an içlerinden üçünü yapmış olduğumu fark ettim, yürümek, kahve içmek, yazmak/okumak...
Diğerlerini de yazayım, zira düşünmek ve yazmak ve hatta sonradan o listeyi okumak bile iyi geliyor.
10 Ekim 2016 Pazartesi
Dumur diyalog özel : Kedi
Ödevde ne hayal ettikleri sorulmuş.
Biri bisiklet, bayram harçlıkları, yazın kazandıkları ve anne baba katkısı ile sahip olabildi, pek heyecanlı kendisi.
Diğeri; sarı tüylü bazı yerleri beyaz olan tombalak bir kedi. imiş.
Hedefi, böyle bir kediye sahip olmakmış.
"Hedefine ulaşmak için ne yapmayı düşünüyorsun" sorusunun cevabı: Annemi ikna etmek.
9 Ekim 2016 Pazar
"Eve döndüm, geleceğim"
Çocukluğumuzda bizi ödül almaya alıştırmışlar. Eğitim sistemimizde böyle bir kara delik var. Dersleri sınavlarda çıkacak sorulara göre öğrenmeye çalıştık çoğumuz. Mutlaka zevk aldığımız dersler olmuştur ama iyi notlar almanın ya da sınıfı geçmenin en birinci hedefimiz olduğunu söylerken ve genelleştirirken abartmış olmam sanırım. Sonra o bitmek bilmeyen ortaokula, üniversiteye giriş sınavları... O sınavları kazanmak o kadar öncelikliydi ki, kazandıktan sonra dünyaları kazandığımızı düşündük. Yeni hedefimiz fakülte bitirip diploma almaktı, onu da hallettik tamam, sandık.
Halbuki yeni bir sınav başlıyordu, hayat sınavı. İşte aramızdan sadece sonuç odaklı olanların, dışsal ödüllerle hedefleri tutturmaya alışanların bu hayat sınavında "başarılı" olsalar bile mutlu olmaları daha doğrusu mutluluklarının sürekli olması mümkün olmadı. Evvelden sınavlarda iyi not almaya alışkın olan bünye, şimdi ay sonu alacağı maaş için, yıl sonu alacağı title için çalışmaya devam etti. Alamamak büyük bir motivasyon kaybı iken alabilmek bir süreliğine gönlümüzü oyaladı, zira ödülün etkisi de cezanınki gibi kısadır.
Halbuki yeni bir sınav başlıyordu, hayat sınavı. İşte aramızdan sadece sonuç odaklı olanların, dışsal ödüllerle hedefleri tutturmaya alışanların bu hayat sınavında "başarılı" olsalar bile mutlu olmaları daha doğrusu mutluluklarının sürekli olması mümkün olmadı. Evvelden sınavlarda iyi not almaya alışkın olan bünye, şimdi ay sonu alacağı maaş için, yıl sonu alacağı title için çalışmaya devam etti. Alamamak büyük bir motivasyon kaybı iken alabilmek bir süreliğine gönlümüzü oyaladı, zira ödülün etkisi de cezanınki gibi kısadır.
Rutin iyidir.
Pazar. Saat 11:12. İlker yirmi dakika kadar önce Arca'yı alıp şantiyeye götürdü. Beni evde bir saat yalnız bırakmakla, bana nasıl bir iyilik yaptığının farkında mı acaba? Aslında onlarla çıkıp beni pazara bırakmalarını dönüşte de almalarını istemiştim ama sonra pazardan bir sonraki haftaya kadar bozulacak ve çöpe atılacak sebzeler almak yerine evde bir başınalığımın tadını çıkarmaya karar verdim. Pazardan aldıklarımızı tüketemediğimiz hiç olmamıştı, bu haftaya kadar. Evle ilgili hafta sonundan alışveriş, yemek, ütü gibi konularda plan yapar, bu planları genelde de uygularım. Ama bu hafta...
30 Eylül 2016 Cuma
Seyrek yazıyor olabilirim ama...
O
kadar perişan görünüyorum ki, metroda bana yer veriyorlar. Üzerlerine
aksıracağımdan, kusacağımdan veya bayılacağımdan korkuyorlar. Belki de kokudur
sebep. Zira bu hafta duş yaptım mı hatırlamıyorum. Saçlarım yağlı olsa mecbur
bir saçım olsun yıkanacak da, iki mıncıkladım mı sokağa çıkılabilecek (bedhead
akımının öncüsüyüm) hale geliyor, sallıyorum.
Çok mu uzattım? Peki. (daha yazının uzunluğunun farkında değilsiniz tabii, başındasınız).
28 Eylül 2016 Çarşamba
Oblomov
İki yıl önceydi, klasik
okusam da ne okusam dediğim zamanlar. Evet, bu kadar okuma meraklısı biri için
klasikleri okumamış olmak ilginç, biliyorum. Ama öyle…
Her şeyin bir uygun bir
zamanı olduğuna inanıyorum artık.
23 Eylül 2016 Cuma
Persephone sen misin? Daha gitmedin mi?
Sabah bakkala giden
(muzlu süt için yer cücesi tarafından zorla gönderilen) İlker, "sabah serini var,
üzerine bir şey al", dedi. Halbuki ben daha kot monta hazır değilim, ayağımda
spor ayakkabı üzerimde incecik elbiseyle çıkmak üzereydim. Dünkü yağmurlu İstanbul’un
serin sonbahar havasını hatırlayınca, buna da şükür dedim içimden, hala ılık
buralar.
Her sabah metroya bir
patikadan iniyorum. Sağı solu ağaçlı. Mevsimleri ve mevsimlerin birbirine
dönüşmelerini, o patikada yaptığım yürüyüş sırasında fark etmek çok keyifli
oluyor.
22 Eylül 2016 Perşembe
Eş zamanlılık
Telefonda Timehop diye
bir uygulama var. O gün için geçmişe hopluyor zıplıyorsun. Bugün bir bildirim
geldi, bak diyor, bundan 1-2-3… sene evvel neler paylaşmışsın, neler
yaşamışsın. Zaman makinesi gibi ama sadece geçmişe… (About Time filmindeki gibi)
Bu uygulamayı en çok Arca’nın bebeklik fotoğraflarına denk geldiğim için seviyorum. Bugün uygulama bana bir sürpriz
yaptı, tam 8 sene öncesine götürdü beni, blogda bir haber vermişim o gün: IT’S A BOY!
19 Eylül 2016 Pazartesi
Tatil sonrası hayata adapte olma rehberi
Derler ki, bir tatilin
tam anlamı ile tatil olması için işle ilgili her şeyi geride bırakmak ve
unutabilmek gerekir. Ancak böyle tazelenmiş bir zihinle işe dönebilirsin. Benim
genelde tatillerim telefon, mesaj ve mail trafiği ile piç olduğu için uzun
zamandır işi, en son işte ne yaptığımı unuttuğum bir tatilim olmamıştı. İlk
defa geçen haftayı tam anlamıyla kafayı boşaltarak geçirebildim. Bundan sebep hep
gülümseyerek hatırladığım bir tatil olacak. İçimize sinsin.
Gel gör ki, zaman geçiyor
ve tatil de bitiyor. Gerçek hayata adapte olmak gerekiyor. Her ne kadar rutinin,
düzenin, yerleşik hayatın özlemini çeksek de, itiraf etmem gerekirse, bizim
hane için hayata dönüş çok zor oluyor.
10 Eylül 2016 Cumartesi
Kışlık domates yapımı
Geçiş mevsimlerinin insan
metabolizması üzerinde bir araştırması yapıldı mı acaba?
Sizi bilmem ama bana
müthiş bir enerji veriyor. Özellikle sonbahar başlangıcı. Yazın rehavetini bir
düzen telaşıyla üzerimden attığımı fark ediyorum. Deliler gibi planlar projeler
ve daha iyisi, hayata geçiriliyorlar…
Mesela kışlık domates.
9 Eylül 2016 Cuma
His
6 Eylül 2016 Salı
Modaya direnen feşınbilogır
Her sezon yeni bir şey trend oluyor. Moda dergisi üyeliğim olmasa da, sosyal medya hesaplarından, üyesi olduğum markalardan bu trendlere boğuluyorum. Hiçbirini takip etmesem, dükkan vitrinlerinden cansız mankenler el sallıyor. Alışverişe çıkmasam her allahın günü metrodayım, trend nedir ne değildir anlamamam imkansız. En azından bir göz aşinalığı oluyor. Ama allah için direniyorum.
Bazı çok moda parçalara göz takılıyor, inkar edemem fakat hemen kafamı çeviriyorum. Neden? Çünkü tek sezonluk giysilere para vermek istemiyorum. Çünkü bir aldığımı kalitesi el verdiği sürece – umarım yıllarca – giymek istiyorum. Çünkü bir parçayı bir sezon giyecek kadar zengin değilim (Rahmetli Vehbi Koç’un dediği gibi ucuz ayakkabı giyecek kadar zengin değilim)
Ben zamansız stil seviyorum. Trençkotlar, kot ceketler, keten şortlar, tek parça sade elbiseler, mavi ve beyaz gömlekler, düz renk pantolonlar…
Geçen, indirimden böyle birkaç parça yakalayabilir miyim diye internette alışveriş sitelerinde gezinirken, dikkatimi çekti son sezonlarda ne çok trendi teğet geçmişim?
2 Eylül 2016 Cuma
Yazlıkçılar
Adet olduğu üzere, bir eylül yazısı patlatmayacağım. Sanırım herkes Eylül 1 itibariyle sosyal medya timeline'larından "hoşgeldin eylül", "böhüü yaz bitiyor", "en sevdiğim mevsimdi sarı sonbahar" ve türevleri cümleler ile sayısız sarı ve rüzgarda uçuşan yaprak emojisinden payına düşeni almıştır.
İyi o halde, biz Ege sahillerinin renkli yazlıkçı profilleriyle neşemizi bulalım.
İyi o halde, biz Ege sahillerinin renkli yazlıkçı profilleriyle neşemizi bulalım.
1 Eylül 2016 Perşembe
Arca ile tatil günleri
Sınıfın whatsapp grubunda
velilerin çocukları hakkında “okulu çok özlemiş” “çok heyecanlı” gibi cümleler
yazdıklarını okuyunca biraz imrendim. Arca’da tık yok. En son, ikinci sınıfta
okula gitmesinin gereksiz olduğuna kanaat getirdikten sonra, biz kitaplarını
alırken okula girmemeyi, arabada beklemeyi teklif etti. Sanki adamı okulda
bırakıp kaçacağız. Kırtasiye malzemelerini almaya gittiğimizde bendeki
heyecanın onda biri cücede yoktu. O, hotwheels arabalarını seçmekle meşguldü,
sanki bana defter, kalem alıyoruz!
Vallahi açıkça yazdım,
bizimkinin okula dönmeye niyeti yok, dedim grupta.
29 Ağustos 2016 Pazartesi
Kendini sevmek
Serin esiyor. Çeşme hep serin eser de, artık iyiden iyiye sonbaharın kokusu geliyor burnuma. Çok değil, birkaç haftaya ön bahçeye komşu ailenin kış hazırlıklarının kokusu da gelir. Güneş gören bahçelerinde salça tepsileri ve renk renk reçelleri dizilir. Sabah baktım, biberleri asmışlar, dolmalık biber kurutuyorlar bu sene. Bu kadar hazırlığı kime yapıyorlar diye aramızda konuşuyorduk geçenlerde, çocukları vardır dedim, bir karı koca bütün kış tüketemez yoksa. Annemler gibi. Tarhanamızı hazırladılar mesela. Mis gibi olmuş, yeni mahsülü ilk defa geçen hafta denedik, bayıldık. Sonra Arca'yı da hazırlığına dahil ettikleri biberler kurumuş, koca bir torba verdiler. Rondoda azıcık zeytinyağıyla birlikte bızlatıyoruz, kavanoza koyup buzdolabında muhafaza ediyoruz. Katkısız ve deli acı pul biberimiz hazır.
23 Ağustos 2016 Salı
Dumur diyalog #161
Ipad oynarlarken, artık İlker bir zombiyi mi yakaladı ne yaptıysa;
"VAY BE! Baba dediğin böyle olur!"
...........
"VAY BE! Baba dediğin böyle olur!"
...........
22 Ağustos 2016 Pazartesi
günler
19 Ağustos 2016 Cuma
Dumur diyalog #160
Arca, Duru ve Yeliz denizden dönerken Ege üniversitesi kampının önünden geçerler.
D: Burası ne için kullanılıyor?
Y: biz çocukken sadece öğrenciler gelirdi bu kampa. İzmir'den otobüslerle öğrencileri getirirlerdi, on gün kadar kalır, tatil yaparlardı. Şimdi pek öğrenci gelmiyor galiba, personel aileleri geliyor.
A: Nasıl yani öğrenciler anne babaları olmadan mı geliyordu?
Y: Evet arkadaşlarıyla tatil yapıyorlardı.
A: Ne saçma şey! İnsan hiç annesiz babasız tatil yapar mı, hıh!
D: Burası ne için kullanılıyor?
Y: biz çocukken sadece öğrenciler gelirdi bu kampa. İzmir'den otobüslerle öğrencileri getirirlerdi, on gün kadar kalır, tatil yaparlardı. Şimdi pek öğrenci gelmiyor galiba, personel aileleri geliyor.
A: Nasıl yani öğrenciler anne babaları olmadan mı geliyordu?
Y: Evet arkadaşlarıyla tatil yapıyorlardı.
A: Ne saçma şey! İnsan hiç annesiz babasız tatil yapar mı, hıh!
12 Ağustos 2016 Cuma
Çocukluğum
"Sanatçının Yolu" kitabı daha doğrusu kitabın en baba görevi olan sabah sayfaları sayesinde kendimle ilgili hiç bilmediğim noktalara ulaşıyorum. Genel olarak ruh halim çelişkili. Yani sürekli bir ikilemdeyim. Şöyle olsun ama böyle mi olsun. Analizden beynim mıncıklandı.
Daha fenası ortaya çıkardığım bazı düşüncelerimden utandığımı itiraf etmem gerekir. Olumlu baktığımı sandığım, ya da en azından olumsuz düşünmemeye çalıştığım birçok şeyde aslında çok kötü fikirlere sahip olduğum yazarken ortaya çıkıyor. Hayır, asla burada anlatmam, herkesin bir özeli var, o kadar da değil:)
Kendimle ilgili hoşlanmadıklarım kadar hatta daha fazla sevdiğim şeyler var. Özellikle çocuklukla ilgili. Geçen haftanın görevlerinden biri 8 yaşındaki halimizle ilgili sevdiğimiz şeylerdi. Ne çok madde yazdım listeye inanamazsın.
Daha fenası ortaya çıkardığım bazı düşüncelerimden utandığımı itiraf etmem gerekir. Olumlu baktığımı sandığım, ya da en azından olumsuz düşünmemeye çalıştığım birçok şeyde aslında çok kötü fikirlere sahip olduğum yazarken ortaya çıkıyor. Hayır, asla burada anlatmam, herkesin bir özeli var, o kadar da değil:)
Kendimle ilgili hoşlanmadıklarım kadar hatta daha fazla sevdiğim şeyler var. Özellikle çocuklukla ilgili. Geçen haftanın görevlerinden biri 8 yaşındaki halimizle ilgili sevdiğimiz şeylerdi. Ne çok madde yazdım listeye inanamazsın.
10 Ağustos 2016 Çarşamba
Neyse
Ruh halim karışık
dönemlerdeyim.
Beni tam olarak neyin
etkilediğinden de emin değilim, okuyamamak? Bak o benim dengemi bozdu.
Yaratıcılığıma zerre katkısı olduğuna inanmıyorum, bu sabahki sabah
sayfalarında yazara ağzıma ne gelirse yazdım. Kısıtlanmış olmak hoşuma gitmedi.
Önceki yazıdaki böğürmelerimde son derece samimiyim, sözlerimin de
arkasındayım. Hani bir şey olur, okuyamazsın, olur yani, işler yoğundur,
hastasındır, canın istemez, malum bizim gündem bazen bizi epey silkeliyor, ama
böyle bu hafta okumak yok koşulunu sevmedim. Rutinimin bozulması bana yeni kapılar
açmadı, beni daha da gerdi ve kilitledi.
6 Ağustos 2016 Cumartesi
Okuma Yoksunluğu "Sanatçının Yolu" Kitap yorumu
#okumakiptiladır diye bir hashtag vardır, şu son üç-dört gündür katıldığım kadar başka hiçbir zaman bu söyleme, bu kadar katılmamıştım. Arkadaş okuyamamak ne fena yav, kafayı yiyeceğim. Bundan sebep bloga sardım, yazık lan size! Ben şimdi ha boyna yazar kafanızı mikerim.
Zıııttt! tamam baştan alıyorum! Hani geçenlerde anlatmıştım, biz kitap kulübü kadınları, birbirimize kitaplar öneririz, hatta toplantılara getirir oku mutlaka deriz filan... Hah bizim Sıla, hani düş masalcısı, Sanatçının Yolu isimli kitabı okumamı salık verdi. Derhal sipariş ettim, elime geçer geçmez de okumaya başladım.
Bildiğiniz kitaplardan değil, baştan söyleyeyim. Yaratıcılığınızı geliştireceğini, sanatçı tıkanıklığı denen o kilitlenmişliği aşacağınızı vaat ediyor. Tamam buraya kadar bir kişisel gelişim kitabı ile baş başa olduğunuzu idrak edebiliyorsunuz, fakat işin aslı başka. Kitap 12 haftalık bir çalışma alıştırma kitabı aslında. Her hafta için görevleriniz var, sabah sayfalarınız ve hazırlamanız gereken raporlar var. Yani iş yükü ağır bir kitap.
Sıla önerdiyse, vazgeçmem, yan çizmem, denerim dedim ve hafta hafta uygulamaya başladım.
Zıııttt! tamam baştan alıyorum! Hani geçenlerde anlatmıştım, biz kitap kulübü kadınları, birbirimize kitaplar öneririz, hatta toplantılara getirir oku mutlaka deriz filan... Hah bizim Sıla, hani düş masalcısı, Sanatçının Yolu isimli kitabı okumamı salık verdi. Derhal sipariş ettim, elime geçer geçmez de okumaya başladım.
Bildiğiniz kitaplardan değil, baştan söyleyeyim. Yaratıcılığınızı geliştireceğini, sanatçı tıkanıklığı denen o kilitlenmişliği aşacağınızı vaat ediyor. Tamam buraya kadar bir kişisel gelişim kitabı ile baş başa olduğunuzu idrak edebiliyorsunuz, fakat işin aslı başka. Kitap 12 haftalık bir çalışma alıştırma kitabı aslında. Her hafta için görevleriniz var, sabah sayfalarınız ve hazırlamanız gereken raporlar var. Yani iş yükü ağır bir kitap.
Sıla önerdiyse, vazgeçmem, yan çizmem, denerim dedim ve hafta hafta uygulamaya başladım.
5 Ağustos 2016 Cuma
Çevrimdışı kalma hakkı
Fransa'daki yeni iş kanunu içeriğinde böyle bir hak varmış: Tatilde, mesai saati dışında çevrimdışı kalma hakkı. Yani tatile çıktın, maillerine bakmamak gibi, soruları, telefonları cevaplamamak gibi bir hakkın olacakmış. Vay be...
Geçenlerde bunu Gülçin'e anlatıyordum, "bizde de tatildeysen aramazlar, maillerine bakmazsın, zaten tatildeyken iş ile ilgilenirsen iyi gözle bakmazlar, tatil yap, kafanı boşalt, tazelenmiş olarak gel, derler" dedi. Demek medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar değilmiş, tatilin tam olarak anlamını bilirlermiş.
Biz?
2 Ağustos 2016 Salı
Kitap yorumu: Gülüşün ve Unutuşun Kitabı
Kitap
kulübü, şahane kadınların yanı sıra şahane kitaplarla tanışmama da vesile
oldu/oluyor. Sadece okumaya karar verdiklerimiz değil, bu kitaplar.
Kimi zaman ileride okuyacağımız
kitap listelerini konuşurken, ortaya çıkıyor. “hmm ilginçmiş, alayım ben bunu”
diyor, yazıyorsun şahsi okunacaklar listesine.
Kimi zaman “bunu okudum arkadaşlar,
kulüpte tartışılmaz ama çok keyifli döndürelim aramızda” diyerek toplantılara
getirdiğimiz kulüp harici kitaplar, oluyor.
Kimi zaman kulüp vesilesiyle bir
yazarla tanışıyor, bir kitabını tartışıyorsun, derken yazarı çok seviyor ve
diğer tüm kitaplarını da okuyorsun.
Senin kulüp haricinde okuduğun
kitapları takip eden arkadaşların, hemen öneriyor; “Yeliz sen fantastik
seversin, …. Getirdim, oku mutlaka!”
Kişisel gelişime merak sardığımı
fark edenler, evvelden okuyup faydalandıkları kitapları anlatıyorlar…
İşte böyle böyle genişliyorsun,
paylaşa paylaşa çoğaltıyorsun…
1 Ağustos 2016 Pazartesi
Bütün yazını yazlıkta geçiren biri olmak
Metro markette dolanırken
Crocs’ları gördük. İlker daha önce bana almak istemişti. Deniz terliğine
ihtiyacım var biliyor. Piyasaya göre epey ucuz ama yine de elim varmadı. Dedim
ki, hepi topu hafta sonları giyiyorum, şimdi dünya kadar para vermeye ne gerek
var, bütün yazımı yazlıkta geçiren biri olsaydım ama, mutlaka alırdım.
Bir anda “bütün yazımı
yazlıkta geçiren biri olmak” kulağıma müthiş iyi geldi. Sanki asla gerçek
olamayacak bir düş gibi. Düşünsene her hafta sonu haldur huldur gittiğin evde
en az iki üç ay yaşayacaksın. Evet yav yaşayacaksın!
28 Temmuz 2016 Perşembe
Özel okul ücretleri, hayat şartları vs...
Geçen akşam iş çıkışı İlker geldi, Arca yazlıktayken eve gidesimiz yok. O bit kadar boyuyla nasıl da dolduruyor evi, o yokken duvarlar üzerimize geliyor sanki.
Biraz Forum’da dolandık. Mothercare’de indirim varmış, adet olduğu üzere indirimden seneye giyebileceği bir şeyler var mı diye bakındık. Her şey bana pahalı geldi. Hem de indirimde! E, biz geçen yıla kadar en azından indirimde buradan alışveriş yapabiliyorduk? Ne ara bu kadar pahalı gelmeye başladı?
İlker'e demiştim ama, daha hafta başı maliyet çalışmaları yaparken üç yıl önceki projenin dosyalarını buldum, o vakitler dolar 1,80’miş, notlarımda görünce şok oldum, diye… Nasıl enflasyon yok? Mümkün mü olmaması? Kur artışı elbet her ürüne yansıyacak.
Neyse, elimiz boş çıktık dükkandan. Karnımızı da IKEA’dan ucuz yollu doyurup çay içmeye Zeynep’lere uğradık. Güller de geldi, balkonda muhabbetin dibi… Çaylar bitti, biralara devam edildi… Laf döndü dolaştı hayat şartlarına geldi.
26 Temmuz 2016 Salı
Kitap yorumu: Gökkuşağı Günleri
Okyanusun öte yakasında boylamasına bir ülke Şili.
Şili'yi çocukluğumun unutulmaz programı "7'den 77'ye"de Barış Manço'nun "bu ülkenin haritası böyle açılıyor" deyip boylamasına haritayı açtığı sahneyle hatırlıyorum. (Ne harika bir programdı bu arada, hala ekvator çizgisini anlattığı bölüm hatırımda.)
Şili'yi çocukluğumun unutulmaz programı "7'den 77'ye"de Barış Manço'nun "bu ülkenin haritası böyle açılıyor" deyip boylamasına haritayı açtığı sahneyle hatırlıyorum. (Ne harika bir programdı bu arada, hala ekvator çizgisini anlattığı bölüm hatırımda.)
19 Temmuz 2016 Salı
Uruguay mı Yunanistan mı?
Felaket gündemi bizim
gibi henüz çok içinde yaşamayan (allah da yaşatmasın) fakat her anını
iliklerine kadar hissedenler için hep aynı döngüde seyrediyor.
Rutin hayat => Bir bomba, bir eylem
haberi, ölen yüzlerce insan haberi => Her biri ile, her birinin
ailesiyle ölmek ama ölmeyi başaramadığı için kendini suçlamak => Binlerce satır haber, analiz okumak => Sosyal medyadaki ağır
söylemlere maruz kalmak => Hiçbir şeye konsantre
olamamak => Çocuğunun gözlerinin
içine bakıp “hayatıma devam etmeliyim” demek ve bir dizi içsel kişisel önlem
çabasına girmek (kitap okumak, alakasız komedi filmleri izlemek…) => Hayatı sıradan rutinine
çekmeye çalışmak => Rutin hayata dönmek
(tabii her olayda biraz daha eksilerek, biraz daha ruhumuzu yitirerek…)
Darbe girişimi, halkın
galeyana getirilmesi ve peşi sıra yaşananlardan sonra da benzer bir döngüye gireceğimi
düşünüyordum.
Ancak olmadı.
18 Temmuz 2016 Pazartesi
korku
Arca
anneanne, dede ve Duru’suyla birlikte Özdere’deydi. İlker, güzel deniz havasını
kaçırmak istemedi, arabayı bana bırakıp Çeşmeden balığa çıktı. Hafta sonunu o
balıkta ben annemlerde geçireceğim ve Pazar öğlen gibi Çeşme’ye geçeceğiz Arca’yla,
plan bu. İşten kaçarcasına çıktım ve hızlıca cücenin yanına vardım. Hazırdılar,
bisiklet turu yapılacaktı, acil hazırlanmalıydım. Tamam dedim, ama denize
gireceğim, bir girip çıkacağım. Giyindik yollandık sahile. Hareketli bir
sayfiyenin akşam saatleri. Güneş iyice inmiş, yürüyüş yapanlar, bisiklete
binenler, sandalyesini sahile atmış, akşam birası yudumlayanlar, sahil
cafelerinde hafiften başlayan akşam hareketlenmeleri, kamp yerinde yemek
hazırlıkları…
Bir sayfiyenin huzur
veren Cuma akşamı rutini…
15 Temmuz 2016 Cuma
Film önerisi: About Time
Hayatın sıradanlığının ne kadar değerli ve ne kadar büyük bir mutluluk kaynağı olduğunu bazen unutuyoruz. Günlük dertlerimiz içinde yoğurulup giderken, küçük anların değerinin farkına varamıyoruz. Dilimize dolanmış bir "farkındalık" meselesi var ya, kimi çok satan kitaplarda bıktırasıya kadar önümüze servis edilen "farkındalık" hani, işte oradaki gibi "bir meseleye aymak" değil farkındalık.
Farkındalık dediğin bir küçük anın, bir küçük huzur kaynağının bilincinde olmak...
Hayatta ıskaladığımız bu işte...
14 Temmuz 2016 Perşembe
Alışveriş sorunsalı
Giyim kuşam
ihtiyaçlarınızı nasıl tedarik edersiniz? Ben mümkünse hep internetten tedarik edeyim. Zira
geçen akşam yaşadığım indirim günleri AVM fiyaskosundan sonra daha da
mağazalara gitmem.
Tamam baştan alıyorum.
Her şey Arca’nın kankası
Poyraz’ın sünnet düğünü kararı ile başladı. (Sünnet düğünlerine olan muhalefetim hakkında burada fikir beyan etmeyeceğim, anasına bizzat düşüncelerimi aktardım.)
12 Temmuz 2016 Salı
Arca'nın tatil anıları
Gülçin’ce Gülçin, bizim
yazlıktan komşu, vallahi bak, bisikletle beş dakika:) Bayramda geleceğim
deyince, o göbeği canlı canlı görmek için ne yaptım ettim, çoluğu çocuğu sattım,
vardım yanına. Ne güzel sohbet ettik, ne tatlı bir salıncak keyfi yaptık…
Blogdan konuştuk. Zor dedik, uzun uzadıya yazamıyoruz, güzel resimler
koyamıyoruz artık diye dert yandık. Ve aslında blogların eskisinden daha
kıymetli olduğuna karar verdik. Yok ya sosyal medya dediğin mecra duygunu
anlatmaya yetmiyor ki… Bir de ben şahsen blog okumayı seviyorum ve blog yazmasa
da keyifle blog okuyanlar olduğunu biliyorum, bu da beni çok mutlu ediyor.
Bir de anılar… Yıllar
önce yazdıklarıma bir yorum aldığımda, sayfa sayfa eskiye dönmek çok keyifli… Neler
yazmış, neler paylaşmışım, nasıl bir emek… Gülçin bana iyi ki yazmışsın diyor
(hafta hafta gebelik, ay ay Arca bebek gelişimi:))) şimdi dönüp okuduğumda
birilerine bir faydam olduğunu hissetmek bile yeter…
İşte bu sebepten tam da
Arca’nın resmi yaz tatili başlayalı bir ay olmuşken, yine benzer bir anı
derleme yazısı ile karşınızdayım sayın blogseverler:) Maksat yıllar sonrasına
hatırlanası anılar bırakmak…
1 Temmuz 2016 Cuma
#kısa : Tam toparlayacağım...
Öncelikle yorumlara ve emaillere her şeye en çok da orada bir yerlerde yazdıklarımı okuyan ve orada olduklarını hissettiren herkese, hepinize teşekkürler, iyi ki varsınız. İyi ki...
Düştüğün yerden kalkmaya çalışıyorsun ama olaylara en uzak olanımızın bile takati yok. Çünkü biliyoruz ki bugün uzak olabilirsin, yarın o bombalardan birinin sana isabet etmeyeceğinin garantisi yok.
Bayram öncesi işleri toparlamaya çalışıyorum, tek derdim, tatil süresince telefon mail trafiğiyle uğraşmak zorunda kalmadan kafamı dinlemek. Bu boğuşma gündemin biraz uzağına düşmek için iyi bile geliyor. Ama sonra Çin'deki arkadaşlardan bir mesaj geliyor, taziye mesajı... Boğazıma bir yumru oturuyor. Çok uzaktalar ve beni işle ilgili bazen geriyorlar ama küçük insanlara sarılmak istiyorum o an...
Düştüğün yerden kalkmaya çalışıyorsun ama olaylara en uzak olanımızın bile takati yok. Çünkü biliyoruz ki bugün uzak olabilirsin, yarın o bombalardan birinin sana isabet etmeyeceğinin garantisi yok.
Bayram öncesi işleri toparlamaya çalışıyorum, tek derdim, tatil süresince telefon mail trafiğiyle uğraşmak zorunda kalmadan kafamı dinlemek. Bu boğuşma gündemin biraz uzağına düşmek için iyi bile geliyor. Ama sonra Çin'deki arkadaşlardan bir mesaj geliyor, taziye mesajı... Boğazıma bir yumru oturuyor. Çok uzaktalar ve beni işle ilgili bazen geriyorlar ama küçük insanlara sarılmak istiyorum o an...
29 Haziran 2016 Çarşamba
Kabus
Kabus gibi bir gündü. Sabahına keyifli uyanmış olmam, başıma gelen her kötü şeyi daha da felaket hissettiriyordu. Öyle işte, en neşeli anlarımız, hızlıca en incinebilir anlarımıza dönüşebiliyor.
Sabah neşeliydim çünkü güzel rüyalar görmüştüm. Anneannemin bize bıraktığı bir çuval altını paylaşıyorduk, nasıl da gerçekti, Allah hayra çıkarsın diyerek yola çıktım. Ofiste de keyifsiz değildim, işlerimi planladığım gibi yoluna koyabilirsem güzel bir dokuz günlük tatil ayarlaması bile yapmıştım, motivasyon tavan. Arca ile konuştum, yazlığa gelirken orgunu getirmemi istiyordu. Hay hay... Bir de listeye ipad ekleyebilir miydim? Eyvallah...
Sabah neşeliydim çünkü güzel rüyalar görmüştüm. Anneannemin bize bıraktığı bir çuval altını paylaşıyorduk, nasıl da gerçekti, Allah hayra çıkarsın diyerek yola çıktım. Ofiste de keyifsiz değildim, işlerimi planladığım gibi yoluna koyabilirsem güzel bir dokuz günlük tatil ayarlaması bile yapmıştım, motivasyon tavan. Arca ile konuştum, yazlığa gelirken orgunu getirmemi istiyordu. Hay hay... Bir de listeye ipad ekleyebilir miydim? Eyvallah...
24 Haziran 2016 Cuma
Mükemmel olmamanın hediyeleri
Aynaya iyice
yaklaştım, başımı biraz eğdim ve röflelerimin dibinden ne kadar kumral saç
çıktığını görmeye çalıştım. Umduğumdan hızlı uzuyor saçlarım. Kuaför
koltuğundan nefret eden birisi için kötü bir özellik. Yine en az iki parmak
uzamış. Henüz karşıdan bakıldığında fark edilecek kadar değil ama yazı bu
kafayla atlatabileceğimi sanmıyorum. Tam gözümü aynadan ayırıyordum ki, onu
gördüm. Beyaz tel. Tek bir tane. Mağrur ve dimdik saç derimden fırlamış. Başta
muhterem olmak üzere, yaşıtlarımın saçları beyazlayalı çok oluyor. Ama bu ırsi
bir şey annem de babam da o beyaz saç olayına çok geç girdiler. Annemin
beyazları hala röfle gibi durur. Madam sarı kafa:) Bu sebepten henüz
beklemiyordum, sürpriz oldu.
23 Haziran 2016 Perşembe
Kaybolmak ve bulmak üzerine
Bir ara doktor olmak istiyordum, kan tutan, küçük bir kesikte bayılan biri için
ilginç bir seçim. Ama sanırım bizim yazlığın yakınındaki üniversite yaz kampına
gelenlere duyduğum derin hayranlıktı buna sebep. Annem boğulma tehlikesi
atlattığında tıp öğrencileri yardım etmişti. Allahım ne kadar önemliydiler
gözümde. Bir de sanırım ablamın arkadaşlarından tıp okuyanları gözüme
kestirmiştim. Hiç bilmiyorum. Tıp fakültesine girmek için fen lisesi okuyayım
bari dedim. Allahtan o dönem doktorluğun bana uzak olduğunu fark ettim.
21 Haziran 2016 Salı
Paça
Sabahları umumiyetle metronun ikinci vagonuna denk gelirim, getiririm. Denk gelirim çünkü çoğu zaman yürüyen merdivenlerden koşar adım inip yetiştiğimde, kapılar kapanmadan hemen önce o vagon denk geliyor. Ayrıca denk de getiririm çünkü indiğimde Bornova’dan aktarma otobüsleri tarafına çıkan merdivenlere en yakın vagondur, ikinci vagon.
O vagonun benim gibi müdavimleri var. Mesela esmer, tombul, ergen oğlan. Gece bebe beşiği mi sallıyor bilinmez, sürekli uyur, arada silkinir uyanır, gözler küçücük bakınır tekrar dalar uykuya, Bornova’ya kadar da kıpırdamaz. Yani ayaktaysan onun dibinde konuşlanman faydasız, o uyur sen ayaktayken tamamlarsınız yolculuğu.
17 Haziran 2016 Cuma
Yaz düzeni
Arca’nın okulu erken başlamıştı, erken de bitti. Yani biz
karne merasimlerini geçen hafta bitirdik. Fakat havaların ancak ısınmasından
mıdır bilinmez biz daha yaz düzenine geçemedik.
Yaz düzeni: Her gün balkon yıkamak ve akşam yemeklerini
balkonda yemek. Evin halılarının süpürülüp kaldırılması, yazlığa giderken
kullanılacak çantaların her daim ortalıkta bulundurulması, tüm mont, ceket,
okul kıyafeti vs gibi önümüzdeki üç ay boyunca kullanılmayacak giyim
eşyalarının göz önünden uzaklaştırılması gibi gibi…
Ufak ufak başlıyoruz. Öncelikle okulda giyilen her türlü
giysi hurçlara tıkıldı, kalktı. Kışlık çoraplar, aynen… Montları, zaten epey
olmuştu, gözüm görmüyordu. Dün akşam itibariyle de kışlık pijamalara veda
ettik. Gözüm Arca’nın odasında. O odayı tamamen boşaltmak istiyorum! Sadeleştiremediğim bir o oda kalmıştı. Oynanmayan
oyuncakları kaldırmak, o kamyonla vedalaşmak, pelüş oyuncakları toptan vakumlu
torbalara hapsetmek istiyorum bırrrr…
16 Haziran 2016 Perşembe
Tüm ihtiyacımız biraz neşe
Bizi
büyüten her ne ise, onun peşine düşmeliyiz. Boğazına çökmeli ve bizden aldığını
geri vermesini sağlamalıyız. Masumiyet değil, saflık değil, başka bir şey
bizden aldığı.
Bizi büyüten her ne ise, elimizden
aldığı neşemiz. Bundan sebep hep kendimize döndüğümüzde onu arıyoruz. Neşemizi,
coşkumuzu bıraktığımız ıssız köşeleri nafile bir çabayla kazıyoruz. Tırnaklarımızı
paralasıya kazmak bize çocukluğumuzdaki neşeyi getirmiyor. Ve hiçbir şey, tam
da o çocukluğumuzdaki kaygısız keyfi vermiyor artık.
Çünkü…
13 Haziran 2016 Pazartesi
Bitmemiş “Dava”
Kafka’nın “Dava”sı için
ölmeden önce yakılsın diye verdiği eserlerinden biri olduğu söylenir. Doğru
bence. Zira romanda bir bitmemişlik hissi, bir edit edilmemişlik şekli mevcut.
8 Haziran 2016 Çarşamba
Dumur diyalog #159
Arca evden çıkar sokağa doğru seyreder.
İ: Nereye gidiyorsun Arca?
A: Dolaşıyorum biraz. Benim de yalnız kalmaya ihtiyacım var!
...................
6 Haziran 2016 Pazartesi
Hayatı ekonomik özgürlük parantezine mahkum eden anlayışla yetişenler, yetiştirenler
Vah babam vah!
“Evimi satarım yine de kızlarımı
okuturum”, diyen babam.
“Alacaksınız elinize
ekmeğinizi, kocalarınızın önünde dimdik duracaksınız” diyen babam vah!
Vah anam vah!
„Beni üniversite
okutmadılar, ama benim kızlarım okuyacak. Kocasının eline bakmayacak. Ekonomik
özgürlüklerini ellerine alacak benim kızlarım“ diyen, dışarıda çalışmasa da hep
üreten hep didinen anam vah!
31 Mayıs 2016 Salı
Çocuklarımızı koşullu mu seviyoruz?
Arca’nın okulu Özgür
Bolat’ın seminerini duyurduğunda İlker’e "mutlaka gitmeliyiz" dedim. Kendisini
tanımıyordu ama ben kocamın bu adamdan hoşlanacağına emindim. Özgür Bolat,
yazılarını takip ettiğim, bizimki gibi eğitime zerre önem verilmeyen bir ülkede
bir şeyler yapmaya çalışan, bence değerli bir eğitimci. Hatta bizim kitap kulübünün
ortaya çıkış öyküsünün tetikçisidir kendisi. Bir kitap kulübü kuracağını, bir
yazısı aracılığı ile duyurduğunda, Özlem “hadi biz de” demişti, iyi ki demiş.
Bak üç yıl bitti bile…
Neyse bizim konumuz
seminer ve Özgür Bolat. Dediğim gibi ben bütün yazılarını okuduğum için
seminerin birçok cümlesini kendisiyle birlikte mırıldandım. Fakat İlker için çok
iyi oldu, ona oku desen, okumazdı ama şahane bir toparlama oldu seminer. Ve tam
tahmin ettiğim gibi Özgür Bolat’ı da çok sevdi.
27 Mayıs 2016 Cuma
Yaz aylarında ne okuyayım?
Hava durumu her ne kadar aksini söylese de yaz kapımızda gençler:)
Yaz demek, tatil demek, keyif demek, püfür püfür balkonda, deniz kenarında, sohbet aralarında hafif, sürükleyici kitaplar okumak demek...
Geçen kitap kulübünde Funda yaz kitabı tavsiyesi sorunca, bir de üstüne blogu takip eden bir adaşım da benzer bir mail gönderince, onlara evvelden okuduğum kitaplar arasından bir liste çıkardım. İyi tamam da ben ne okuyacağım?
Yaz demek, tatil demek, keyif demek, püfür püfür balkonda, deniz kenarında, sohbet aralarında hafif, sürükleyici kitaplar okumak demek...
Geçen kitap kulübünde Funda yaz kitabı tavsiyesi sorunca, bir de üstüne blogu takip eden bir adaşım da benzer bir mail gönderince, onlara evvelden okuduğum kitaplar arasından bir liste çıkardım. İyi tamam da ben ne okuyacağım?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
