Yazılar posta kutuna gelsin mi?

17 Temmuz 2011 Pazar

Otuzlu yaşlar fos çıktı!

Geçen hafta şiddetli baş ağrısı yakınmasıyla İlker’i hastaneye götürüp MR’dan kollestrole kadar ne kadar tetkik varsa yaptırdım. Öyle acı eşiği yüksek bi adamdır ki kendisi, ağrım var diyorsa hastaneliktir.. Neyse bi şey çıkmadı.

Formları doldururken 33 yaşında olduğu dank etmiş kendisine. Dolayısı ile ben de 33 oluyorum. İnsan alıştıra alıştıra söyler, öyle yüzüne pat diye vurmaz. Ama vuruyor işte.

Kendi adıma otuzlu yaşlardan büyük beklentilerim vardı. Olgunlaşacaktım mesela, yok olmadı. Oturaklı, bilge, profesyonel yapacaktı otuzlu yaşlar beni. Anne gibi anne yapacaktı, şebekyus değil! Fos çıktı otuzlu yaşlar. Hala kendimi lisede falan hissediyorum.

“Küçül de cebime gir!”
Evet benim gibi şuursuzlar için doğru cümle.

Pazar günü pazardan dönüşte Arca koşmak istedi. Koşu parkuru olarak Agora’yı seçtim, sabah saatleri pek serin ve tenha olur, İzmirim insanı daha totosunda pirelerle münasebettedir o vakitler. Onunla yarış yaparken vitrinden gördüm ikimizi. İki yaşında bir velet ve koca kadın! Her ne kadar spor ayakkabılarım ve sırt çantam da olsa, koca kadınım ayol! Utan el kadar veletle dükkanlarda dans etmeye – evet hangisinde güzel müzik çalıyorsa oraya girip kudurduk. (bu arada Arca’yı esefle kınıyorum, Koton’da 70% indirim başlamıştı, iki dakika izin vermedi anası baksın iki parça eşyaya!)

Koca kadınım ama araba yıkayıcısından resmen çocuk gibi azar işittim. Madem Agora’da vakit geçireceğiz, arabayı yıkatayım diye bıraktım. Benim eski emektarla sık kaza yaptığımdan yıkamacıya vermeye gerek olmazdı. Servis, tamirden sonra sağ olsun yıkayıp teslim ederlerdi. Bu arabada daha temkinliyim kanımca, ama bu defa da yıkanmıyor araba. Dolayısıyla yıkamacı abi beni çekti kenara “abla sen napıyorsun, pasta cila yaptır buna, hiç bakmamışsın arabaya, olmaz böyle, bak pütür olmuş, yıka yıka temizlenmedi be..” diyemedim “ulen ne diyon ben 33 yaşında çoluk çocuk sahibi kadınım, sen kimi azarlıyon!”, içimde kaldı.

Tabii bunda adamın haklı oluşunun ve benim bilinçaltımda bir yerlerde kendimi küçük hissetmemin payı büyük!

Zaman denen şey benim bilinçaltımı pek kaale almadan bildiği gibi ilerliyor. Göz çevresi kırışıklıklarım yaşımı fazlasıyla ele veriyor ve kozmetik denen sektör benim derdime mucize bir çare icat etmedi henüz. Botoksa bile sempati duymaya başlamıştım ki Ajda Pekkan’ı gördüm televizyonda, jüri üyesiymiş. Ne zamandır alıcı gözle bakmamışım. Pek biyonik göründü gözüme.

Yok yok bu fotoğraftakinden çok çok farklı gördüğüm yüz...


Sonra bir gazetenin magazin sayfalarını tıklarken onu gördüm... Vahide Gördüm.
1965 doğumlu olmasına rağmen yaşından daha yaşlı göründüğünü haber yapmışlar.

Ne saçma!

33 sene sonra Ajda Pekkan gibi görüneceğime, 13 sene sonra Vahide Gördüm gibi görünmeyi tercih ederim!



Yaş alma ile ilgili bakış açımı değiştiren bir anı da OIP'ten... Çok seviğim bir yazı. Ne zaman kırışıklıklarıma baksam, o yazı geliyor aklıma.

8 yorum:

  1. benimki gibi bir yazı bu.. ben yazmışım gibi.. hoş eğlenceli anne kısmını 2.çocuktan sonra kaybettim ama gerisi ben.. Oip'in o yazısını hatırlıyorum ben de.. sık sık hem de.. sevgiler:)

    YanıtlayınSil
  2. sen yazıp hatırlatınca bak şimdi ben de hatırladım yahu:) doğru 3 ile başlıyodu di mi:)

    YanıtlayınSil
  3. ne güzel dile getirmişsin :)) Vahide Gördüm in, Ajda out!

    güzel yorum için de çok teşekkürler, sevgiler:))

    YanıtlayınSil
  4. Kırklı yaşlar da aynı hiç merak etme :)

    YanıtlayınSil
  5. deli annem ne güzel bir yorum, senin yazılarının tadı her zaman damağımızda

    YanıtlayınSil
  6. fazi hiç hatırlama bacım yat kulağının üzerine:)

    YanıtlayınSil
  7. ben de çok teşekkür ederim OIP:)

    YanıtlayınSil
  8. Deme yav handan!! zamanı durdurmak istiyorum:)

    YanıtlayınSil